Türk Dünyasınin 21 Asirde Önemi ve Yeri

2009-12-08 04:20:00
Türk Dünyasınin 21 Asirde  Önemi ve Yeri

 

 

         Dünyada 20. yüzyıl bir değişim asrı olmuştur. İki büyük dünya savaşının yaşanması, imparatorlukların çöküşü, sömürge sisteminin çağdaş bir boyut kazanması, teknolojinin akıl almaz bir şekilde gelişmesi buna bağlı olarak uzay çağına girilmesi, bölgesel düzeyde milliyetçilik hareketleri ve milli devletlerin oluşumu, devletlerarası politikalara karşılıksızlığın ve acımasızlığın yansıması, SSCB’nin dağılması ile; iki kutuplu dünyanın ABD merkezli dönmeye başlaması özellikle Türk Dünyasının 1/4 inin bu dönemde bağımsız olarak, siyasi ve kültürel sınırları ile ortaya çıkması bu yüzyıla damgasını vuran önemli olaylardır. Bütün bu gelişmelerin sonucu olarak, dünyanın jeopolitik haritası değişmiş, dünya bağımsız devletleri dış politikalarında yeni oluşan şekle göre hüküm vermeye başlamıştır.

        Türkler açısından 20. yüzyılın en önemli olayı SSCB’nin dağılmasıdır. Bilindiği gibi 1 Ocak 1991 de SSCB resmen ortadan kalkmıştır. SSCB’nin ortadan kalkması ile 15 yeni Cumhuriyet SSCB toprakları üzerinde kurulup, bağımsız olmuşlardır. Yeni oluşumla dünyada “Küreselleşme” eğilimi başlamış, diğer yandan da etnik ayrıma yönelik bir bölünme ve parçalanmalar dönemi günümüze damgasını vuran önemli bir etken olmuştur. Bu dönem, Türkler açısından bir kendi oluş, kendine geliş dönemi olması açısından önemlidir. O zamana kadar yeryüzünde dünyanın tanıdığı bağımsız Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıdığı KKTC’ye Kafkasya’da Azerbaycan; Türkistan’da (Orta Asya) Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan bağımsız Türk Devletleri eklenmiştir. Yaklaşık dört milyon km2 toprakları ile Türk Dünyası, Türkiye ve Dünya için bir taraftan çok önemli bir etken olurken diğer yandan dünya jeopolitiğini de değiştiren bir olgu olmuş, dünya başat devletleri dış politikalarında Kafkasya, Türkistan ve Türk Cumhuriyetlerini daha fazla önemser hale gelmişlerdir. Dünya başat güçlerinin politikalarında yer verdikleri gibi, Türkiye de dış politika önceliklerini yeni gelişen şartlara göre şekillendirmeye başlamış, dönemin politika ve devlet adamları “21. yüzyıl Türklerin asrı olacaktır” söylemlerini dile getirmeye başlamışlardır.

         Günümüz itibari ile dünya Türkleri Anadolu ve Türkistan ağırlıklı olmak üzere yaklaşık 250 milyondur. Nüfus açısından değerlendirildiğinde dünya Türk nüfusu eşi olmayan bir potansiyel  güçtür. Ancak, gerek yaşanılan coğrafyanın durumu gerekse tarih derinliğinde Türkler arasında meydana  gelen şekillenme  ve oluşumlar Türk  Dünyasının  birleşmesini  engellemektedir, engelleyecektir. Bu acıdan değerlendirildiğinde Türk Dünyası Coğrafi  birliği bir  hayalden öte  gidememektedir.

         Dünya global  bir köy haline gelirken coğrafi  birlikteliğin önemi  eskiye nazaran ikinci hatta üçüncü plana  düşmüş  durumdadır.  Bu dönüşüm değerlendirildiğinde Türk Dünyasının coğrafi birlikteliğinin dünya şartlarında mümkün olmadığı görülmektedir. Ancak, gerek Türk  Dünyasını oluşturan  coğrafyanın dünyanın mihenk yerinde olması,  gerekse    Türklerin yaşamakta oldukları toprakların  yer altı ve yerüstü kaynaklar açısından zengin  ve çeşitli varliyete sahip olması  Türk  dünyasının  önemini kendiliğinden kat be kat  arttırmaktadır.    Bu  eksende  değerlendirildiğinde Türk  Dünyasının, bir millet  çok  devlet şeklinde yaşıyor olan, Türk  kültürlü halklarının ortak argümanlarını  tespit  etmeli bu  argümanlar  noktasında bir olan  yönlerinin  tespit  edilip buna göre hareket edilmesi gerektiği de açıktır.Nedir Türk dünyasının ortak  argümanları? Kuşkusuz  bu  soruya  en iyi  cevabı  büyük önderimiz Mustafa Kemal  ATATÜRK vermiştir. M. Kemal Atatürk, 29 Ekim 1933 yılında yaptığı bir konuşmada:

Bugün  Sovyetler birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden  kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir ufalanabilir.

Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya  yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir… Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek demek  değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl  hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak.

Dil bir köprüdür…

   İnanç bir köprüdür…

Tarih bir köprüdür…

Köklerimize inmeli olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir…” demiştir.

O zaman bir millet çok devlet şeklinde yaşamakta olan bir Türk kültürlü halkların var kalabilme  adına ellerinde bir çok  argümanları  bulunmaktadır. Bu argümanların başında kuşkusuz Tarih birliği yatmaktadır. Tarih geçmişte bizim acısıyla tatlısı ile geçirdiğimiz bizim bugünlere ulaşmamızda üstünden geçtiğimiz köprüdür. 5000 yıllık bir derinliğe sahip önemli bir köprüdür. Bu köprü gelecekte güçlenmek adına, kökü beslenilerek yeni nesillere aktarılmalıdır.

Dil de bir köprüdür. İnsan dili ile konuşur, dili ile anlaşılır. Türk Dili kuşkusuz Türk Milletinin kalbidir, zihnidir. Her ne kadar tarih derinliği içinde konuşulan Türkçede ağız ve şive farklılığı meydana  gelmiş olsa da Türkçe Türk Kültürlü halkların dil  konusunda Gök Kubbedir.

İnanç da bir köprüdür. Günümüz itibari ile yaklaşık 250 milyona yaklaşan Türk Kültürlü halkların nüfusunun ekseriyet çoğunluğunu Müslüman inançlılar oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra Hıristiyan, Musevi, şaman… inançlı Türklerde mevcuttur.  Bu bağlamda bizi bağlayan,  bizi birbirimize yaklaştıran nokta inançtır, şu yada bu din değildir. Yine Türk  Dünyasının en  önemli toplumsal birlik  argümanlarından biriside Türk Kültürüdür. Kültür toplumu oluşturan  fertler arasında çimento  vazifesi gördüren  en  önemli  birlik unsurudur. Bu bağlamda  değerlendirildiğinde  Türk  devletlerinin yönetim yapılarında, Türk halklarının  temizlik  anlayışlarında, Geleneksel  Türk Bayramlarında, Türk  temizlik anlayışında, Töre, adet, gelenek göreneklerde, halk inançlarının doğum evlenme ölüm ile ilgili  safhalarında, Türk Kültüründe renk anlayışında… ana noktalarda büyük oranda ayniliğin olduğu  görülmektedir.

Sonuç olarak Türk Dünyasını oluşturan  Türk Kültürlü  halklar  ele  alınıp incelendiğinde günümüz itibari ile  dünyanın  hemen her tarafında yaşıyor olan Türk Kültürlü halk  fertlerinin birçok  ortak yanlarının olduğu  görülmektedir. Bu ortak yanlarımız bizim dünyada var olan kimliğimizi devam ettirmemiz  adına  sahip çıkmamız  gereken  hayat  damarlarımızdır. Haleflerimize bu zenginlik unsurlarımızı aktarabilmeliyiz ki; haleflerimiz daha güçlü gelecek elde etmede kendilerinde kuvvet bulsunlar. Dünya güçlü milletlerin; nicelik ve nitelik olarak zayıf olan milletleri bünyesine katıp eriterek  yok  ettiği  bir  dönemi yaşamaktadır. Bu dönemde de en  fazla savaş kültürler üzerinde  verilmektedir. Kültür olarak var kalabilmek, kültüre sahip çıkabilmek gelecekte var kalabilmenin olmazsa olmazı olmuştur.

 

DR.Mukhtar fateh

Suriye Turkmenleri insanperver birleşiği watan

SURIYE HALEP 

 

44
0
0
Yorum Yaz